'SağLık'

Bu virüs kanser hücrelerini öldürüyor

Bilim adamları, prostat kanseri hücrelerini öldüren bir virüs bulduİngiliz basınındaki haberlere göre, bu “ehli” virüs, prostat kanserli 6 gönüllüye zerk edildi ve virüsün kanserli hücreleri öldürürken normal hücrelere zarar vermediği belirlendi.

Bilim adamları, virüsün diğer kanser türlerindeki tümörlere karşı da etkili olabileceğini düşünüyor.

“Reovirüs” olarak bilinen ve daha ziyade solunum yollarında bulunan bu virüs çok yaygın görülüyor ancak insanlarda hastalığa pek yol açmıyor. Virüsü kapanlar en fazla orta derecedeki gribin sebep olduğu solunum rahatsızlıkları belirtileri veya ishalden muzdarip oluyor.

Araştırmayı yapan Kanada’daki Tom Baker Kanser Merkezi’nden bilim adamları, prostat kanserinin ilk evresinde bulunan 6 hastadaki tümörlere ultrason eşliğinde virüs enjekte etti. Üç hafta sonra hastaların prostatları normal tedavinin bir parçası çerçevesinde alındı.

Hastaların prostat dokuları incelendiğinde kanser hücrelerinin öldüğü görüldü. Buna karşın, prostatın kanserli olmayan bölgelerinde virüsün çoğalmadığı belirlendi.

Ancak araştırmacılar, yöntemin gerçekten hastalığı tedavi edip etmediğini anlamak için daha kapsalı araştırmalara ihtiyaç bulunduğunu vurguladı. Bunun ardından tedavinin yaygınlaşmasının bir on yıl alabileceği belirtildi.

Araştırma, Cancer Research dergisinde yayımlandı.

Şekerli içecekler hasta ediyor

Her gün şekerli içecek içenlerin şeker ya da kalp hastası olma riskinin daha fazla olduğu tespit edildi.Amerikan Kalp Derneği’nin 50. Yıl Konferansı’nda sunulan çalışmada, bilim adamları, her gün şekerle tatlandırılmış soda, sporcu içeceği ve meyve suları içen Amerikalı sayısının arttığını ve tüketimdeki bu artışın son 10 yılda daha fazla şeker ve kalp hastalığına yol açtığını buldular.

Koroner Kalp Hastalığı Kuralları Modeli’ni kullanan araştırmacılar, 1990 ve 2000 yılları arasındaki şekerle tatlandırılmış içeceklerin tüketimindeki artışın 130 bin yeni şeker hastalığı ile 14 bin yeni koroner kalp hastalığı vakası görülmesine katkı sağladığı açıklanıyor.

Araştırmacılar, şekerle tatlandırılmış soda, sporcu içecekleri ve meyve sularının her içişte 120-200 kalori içerdiğini söylediler.

Daha önce yapılan araştırmalarda ise, bu şekerli içeceklerin her gün tüketilmesinin aşırı kilo alınmasına yol açmasının yanında şeker hastalığı riskini de artırdığı tespit edilmişti.

Bol bol tüketin bebeğiniz zeki olsun!

Bebeğin beyin ve göz gelişiminde önemli bir yere sahip olan balığın hamileler tarafından bolca tüketilmesi öneriliyor.Doruk Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Rabia Yıldız, bebeğinin zeki olmasını isteyen anne adaylarının gebelik döneminde her hafta 1-2 defa düzenli balık tüketmesi gerektiğini belirtti.

Rabia Yıldız, Türkiye’nin 3 tarafının denizlerle çevrili olmasına rağmen birçok ülkeden daha az balık tüketildiğini söyledi. Balığın tüketim sıklığı haftada en az 1, mümkünse balık mevsiminde haftada 2 ya da 3 defa tüketilmesi gerektiğini ifade eden Yıldız, “Balık, içindeki bağ dokusu fazla olmadığı için çabuk pişen bir besindir. En sağlıklı balık pişirme yöntemleri ızgara, yağsız veya az yağlı tavada pişirme ve fırında buğulama yöntemleridir. Eğer 0-5 yaşında çocuğunuz varsa, hamililiğinizin özellikle son 3 ayında iseniz, guatr hastalığından korunmak istiyorsanız, Koroner kalp rahatsızlığı riskiniz varsa, Kolesterolünüz yüksekse ve yaşınız ne olursa olsun sağlıklı yaşamak istiyorsanız balık tüketmelisiniz.” diye konuştu.

Hayvansal besinlerde en iyi protein kaynağının balıkta olduğunun altını çizen Yıldız, günlük protein ihtiyacının karşılanmasında, yara iyileşmesinde, yanıklar sonrası doku onarımında, bebek ve çocuklarda büyüme-gelişmede, protein ihtiyacının arttığı hamilelik döneminde balığın çok ideal bir protein kaynağı olduğunu kaydetti.

Balığın A ve D vitaminleri yönünden zengin olduğunu vurgulayan Yıldız, bu vitaminlerin özellikle kemik gelişiminde, ileriki yaşlarda kemiklerin kırılmasının engellenmesinde ve gözlerin daha iyi görmesinde etkili olduğunu dile getirdi.

Balığın çok iyi bir mineral kaynağı olduğunu içinde bol miktarda fosfor, çinko, iyotun bulunduğunu ifade eden Yıldız, şu bilgileri verdi: “Bu mineraller ise yine kemik gelişiminde, saç sağlığında, insülin hormonu yapımında, yaygın olarak görülen guatr hastalığının engellemesinde, kanın normal yoğunlukta olmasında fonksiyonu olan minerallerdir. Ayrıca hamsi gibi küçük balıklar da kılçıkları ile yenilirse kalsiyum minerali açısından da iyi bir kaynak olurlar.”

Balığın özellikle gebeler için son 3 aylık dönemde bebeğin beyin gelişimi ve göz gelişimi için çok önemli olduğuna işaret eden Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bebeğinizin daha zeki olmasını istiyorsanız gebelik döneminde her hafta 1-2 defa düzenli balık tüketmek uygun olur. Bebeklerin ek besine başlama döneminde de 8. ay itibariyle balık tüketimine başlanmalıdır. Çünkü beyin gelişimi 5 yaşına kadar devam eder. Bu dönemde bebek ve çocuğun beslenmesi çok önemlidir.”

BALIK DOĞAL ASPRİN

Yıldız, doymamış yağ içeriği yüksek, özelliklede Omega 3 denilen yağ asitlerini bol miktarda içermesi balığın özelikle kanın normal yoğunlukta olmasını sağladığını kaydetti.

Balığın bu özelliğiyle doğal aspirin olduğuna vurgu yapan Yıldız, sözlerini şöyle tamamladı: “Omega 3 yağ asitleri aynı zamanda kalp-damar rahatsızlığı riski taşıyan kişiler için koruyucu, kötü huylu kolesterol yüksekliği ve iyi huylu kolesterol düşüklüğü olan kişiler için de iyi bir ilaçtır. Balık içinde bulunan Omega 3 yağ asitleri kötü huylu kolesterolü düşürür, karaciğeri koruyan iyi huylu kolesterolü yükseltir. Omega 3 yağ asitleri özellikle büyük balıklarda daha çok bulunmaktadır.”

Günde 40 gram fındık her şeye iyi gelir!

Bazı beslenme yanlışlarımız var, ısrarla yapıyoruz. Onlardan biri de “kilo alırım” diye korkup kabuklu kuruyemişleri yeteri kadar yememek.
Dünyanın en büyük fındık üreticilerinden biriyiz. Yeteri kadar ceviz, badem, yer fıstığı üretiyoruz. Ama gelişmiş ülkelerde “ilaç niyetine” yenilen bu besinleri biz hâlâ “abur cubur yiyecekler” sınıfına koyuyoruz!

Oysa özellikle 90’lı yıllar sonrasında yapılan araştırmaları baz alarak fındık, ceviz, badem, yer fıstığı ve antepfıstığına hak ettikleri değeri vermek zorundayız. Nedeni şu…

Araştırmalar bu yiyeceklerin kalp krizi geçirme ya da kalp hastalığına yakalanma ihtimalini azalttıklarını gösteriyor.

FDA NE YAPTI

Amerika’da yapılan çok büyük bir araştırmada (Lowa Kadın Sağlığı Araştırması), haftada birkaç kere makul miktarda kabuklu yemiş yiyenlerde kalp krizi ve kalp hastalığı riskinin neredeyse yüzde 50’lere yakın oranlarda düştüğünü gösteren verilere ulaşıldı.

Beş-altı yıl önce de Amerika’nın sağlık konusunda “astığı astık kestiği kestik” kurumu FDA (Amerikan Gıda ve ılaç Kurumu), gıda şirketlerinin ürün paketlerinin üzerine “doymuş yağ ve kolesterol oranı düşük bir beslenmede çoğu kabuklu yemişten günde 40 gram yemek kalp hastalığı riskini azaltabilir” ifadesini yazmasına izin verdi.

NEDEN TAVSİYE EDİYORUZ

Peki fındığın, cevizin, bademin, yer fıstığı ya da antepfıstığının bu mucizevi faydaları nereden kaynaklanıyor?
Sorunun yanıtı şu: Hepsinin de içinde bol miktarda posa, kolesterol düşürücü bitkisel sterol, folik asit, magnezyum, bitkisel Omega-3 yağları var. Bu bileşimler, özellikle içerdikleri doymamış yağlar nedeniyle kötü kolesterolü azaltma, iyi kolesterolü yükseltmede mükemmeller.

MİKTAR ÇOK ÖNEMLİ

Omega-3 yağları ile damar sağlığını güçlendiriyor, kalp ritim bozukluklarını önlüyor, kanı inceltip pıhtılaşma ihtimalini düşürüyorlar. Yapılarındaki arginin, damar duvarında daha fazla nitrik oksit üretilmesine ve bu yolla damarların gevşemesine, genişlemesine yardımcı oluyor.

Nitrik oksit ile sağlanan bu genişleme cinselliği destekliyor. Ayrıca kan basıncı da düşüyor. Koroner arterlerde kan akışı rahatlıyor. Yapılarındaki folik asit homosisteini düşürürken, potasyum kalbi güçlendiriyor.

Kafanızı daha fazla karıştırmak istemem ama bana sorarsanız bu yiyeceklerin 30-40 gramlık miktarları kolesterol düşürücü, tansiyon ayarlayıcı haplar kadar etkili.

Bu yiyeceklerden uzak durmanızın nedeni, onları birer kilo makinesi gibi görmenizdir. Bu durum yüksek kalorili besinler olmalarından kaynaklanıyor. Ortalamada her birinin 100 gramı yaklaşık 600 kalori civarında enerji kazandırıyor.

Avuç avuç yerseniz, kilo almanız doğal. Oysa 30-40 gram yediğinizde 150-200 kalori civarında bir kalori kazanımınız söz konusudur ve bu rakam ara öğünlerde almanızı tavsiye ettiğimiz rakama eşittir.

Ara öğünlerinizde cipsler, tuzlu veya şekerli bisküviler, fırın işi unlu, yağlı zararlı besinler ya da çikolata, dondurma yerine bu yiyecekleri tercih ederseniz, hem kilo sorunuyla karşılaşmaz hem de sağlığınıza ciddi bir yatırım yapmış olursunuz. Bizden söylemesi…

MÜKEMMEL ARA ÖĞÜN SEÇENEKLERİ

40 gr ceviz = 8 adet
40 gr fındık = 20 adet
40 gr badem = 20 adet
40 gr yer fıstığı = 20-25 adet
40 gr antepfıstığı (kabuksuz) = 20 adet

Ailevi Akdeniz Ateşi = FMF

Ailevi Akdeniz Ateşi, ataklar halinde gelen ateş ve karın ağrısı ile karakterizedir. Atak sırasında göğüs ağrısı veya eklem ağrısı da olabilir.

Ailevi Akdeniz Ateşi olan hastaların çoğunda ilk atak 20 yaşın altında görülür. Ataklar arasında bir hafta ila birkaç ay olabilir. Ateş 2 veya 3 gün sürer ve kendiliğinde düşer. Ataklar arasında hasta tamamen sağlıklıdır.

Tanı, genetik testler ile konulabilir. Ancak tanıyı klinik bulgulara dayalı olarak koymak daha pratiktir. Tanı koymadan önce karın ağrısı ve ateş yapabilecek diğer tanılar dışlanmalıdır.

Tedavide esas, atakların önlenmesidir. Bu amaçla kullanılan ilaç Kolşisin’dir. Atakları önlemek, uzun vadede hastalığa bağlı oluşabilecek ve özellikle böbrek hasarı yapabilen amiloidoz hastalığını önlemek için gereklidir.

Saç dökülmesi ile ilgili 7 yanlış

Saç dökülmesi mevsimsel, genetik ya da duruma bağlı olarak gerçekleşebilir. Saç dökülmesi hakkında doğru bilinen yanlışların en yaygınları ise şöyle: 1) MİT: Erkek tipi kellik ailenin anne tarafından gelir.

GERÇEK: Erkek tipi kellik geni, annenin de baba­nın da gen havuzundan gelebilir; bu yüzden kellik ailenin her iki tarafından da miras alınabilir.

2) MİT: Günde ortalama yüz saçın dökülmesinde endişelenecek bir durum yoktur, çünkü bu normaldir.

GERÇEK: Erkek tipi kelliğiniz yoksa bu doğrudur; çünkü dökülen saçların yerine, kısa süre sonra derinin altındaki saç foliküllerinden çıkan yeni saçlar gelecektir. Bununla birlikte, eğer erkek tipi kelliğiniz varsa, günde “normal” yüz tel saçı kay­betmek bile sorun olabilir. Çünkü saç folikülleri ölmektedir ve yeni ürettikleri saçlar gittikçe daha incelecek ve sonuçta foliküller sadece şeftali tüyü­ne benzer saçlar yapabilir hale geleceklerdir. En son olarak, foliküller tamamen ölecek ve hiç saç üretemeyeceklerdir.

3) MİT: Saç foliküllerinin sayısı, ilaçlar, doğal ya da kimyasal tedaviler, masaj, diyet ya da başka yollarla arttırılabilir.

GERÇEK: Hayır. Saç foliküllerinizin sayısı ve çapı tamamen kontrolünüz dışındadır ve kalıtsaldır. Ya­pacağınız hiçbir şey saç foliküllerinizin sayısını değiştirmez. Fakat bu kitapta anlatılan önleme ve tedavi yöntemleriyle folikülleri öldüren DHT’nin etkilerine karşı mücadele edebilirsiniz.

4) MİT: Saçın kesilmesi onun daha çabuk ve gür uzamasını sağlar.

GERÇEK: Hayır. Saç ayda yaklaşık bir buçuk san­timlik ortalama bir hızla uzar. Saç telinin dibi ucuna göre biraz daha kalın olduğundan, saç oldukça kısa kesildiğinde, yaklaşık bir hafta boyunca sanki daha gürmüş gibi görünür. Fakat saçları kesmenin telin kalınlığı ya da foliküllerden uzayacak saç sayısı üzerinde hiçbir etkisi yoktur.

5) MİT: Kesmediğim sürece saçlarım uzamaya devam eder.

GERÇEK: Hayır. Uzunluk saçınızın doğal döngü­süne bağlıdır ve bu yalnızca size özgüdür. Saçın uzama dönemi ne kadar uzunsa, saç o kadar uzun olacaktır. Eğer uzama döneminiz doğuştan uzunsa, saçlarınızı rahatça belinizin altına kadar uzata­bilirsiniz. Eğer doğuştan gelen uzama döneminiz kısa ise, saçınız belinize erişmeden dökülecek ve belli bir uzunlukta kalacaktır. Size özel uzama döneminin süresi kalıtıma bağlıdır ve beslenmeden etkilenir.

6) MİT: Şapka takmak saç kaybına neden olur.

GERÇEK: Sürekli olarak, kan dolaşımını kesecek kadar sıkı bir şapka giymiyorsanız, şapka saç kaybına neden olmaz. Bununla birlikte gözenekleri tıkayabilecek ter, kir ve cilt partıkülleri saça zarar verebilir.

7) MİT: Saç kurutma makinesi saç kaybına neden ola­bilir.

GERÇEK: Hayır. Fakat sonradan dökülecek şekilde saçı kurutabilir, yakabilir ve zarar verebilir. Dökü­len saçın yerini, uzama dönemi esnasında folikülden çıkacak yeni saç alır.

Kadınlar en çok neden hayatını kaybediyor?

Türkiye’de de koroner kalp hastalığı, kadınlarda birinci sırada yer alan ölüm nedenleri arasında yer almaktadır.Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Esen, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” öncesinde, kadınlarda ölüm nedenleri sıralamasında birinci olan “kalp hastalıkları ve tedavi yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Kalp damar hastalıkları, kadınlarda yaşam kalitesini azaltan en önemli nedenlerden biridir. ABD, birçok gelişmiş ülke ve Türkiye’de de koroner kalp hastalığı, kadınlarda birinci sırada yer alan ölüm nedenleri arasında yer almaktadır.

İlk kalp krizi kadınları daha çok vuruyor

ABD’de kalp hastalığı nedeniyle toplam ölüm hızının son 20-30 yılda azalmış olmasına karşın, bu azalma erkeklere göre kadınlarda daha yavaştır. Yeni araştırmalar, erkeklere göre kadınların ilk kalp krizinden sonra daha olumsuz bir durumda olabildiklerini doğrulamaktadır.

Bilimsel bir çalışmada, ilk kalp krizini izleyen 1 ay içinde ölüm riskinin, 6 ay içinde de ölüm riski ve yeniden hastaneye yatma gereksiniminin erkeklere göre kadınlarda daha yüksek olduğunu göstermektedir. Araştırmacılar, ilk kalp krizinden sonra kadınlarda ölüm riskinin erkeklere göre %70 daha fazla olmasının, hastalığın daha ağır seyretmesinden ve kalp kriziyle ilişkili komplikasyonlardan kaynaklanabileceğini saptamışlardır.

Menopoz döneminde ve ileri yaşta daha çok dikkat edilmeli

Kadınlarda kalp krizi riski, menopoz dönemi yaklaştıkça artmakta ve bu artış, yaş ilerledikçe devam etmektedir. Çalışmalarda, menopoz sonrası dönemde olan kadınların kanlarındaki kolesterol düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.

Araştırmacılar, kadınların vücutlarında meydana gelen değişmelerin, yaşlanma, kilo alma ve düşük östrojen hormonu düzeylerini de içeren, menopoza bağlı etkilerden kaynaklanabileceğini düşünmektedirler. Kadınlarda yaşlandıkça özellikle postmenapozal dönemde kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm artmaktadır. Koroner arter hastalığının klinik semptomatolojisi, epidemiyolojisi, risk faktörü prevelansı, teşhis yöntemlerine, girişimlere cevap açısından iki cins arasında farklılıklar vardır.

Kadınlarda sadece gebelikte görülen veya derecesi artan hastalıklar da vardır. Gebelik hipertansiyonu ve gebelik kardiyomyopatisi bunlara iki örnektir.

Hipertansiyon ve diyabet riski artırıyor

Kadınlar için koroner arter hastalığı açısından en büyük handikap, bu hastalığın yıllarca erkek hastalığı olarak daha fazla kabul görmüş olmasıdır. Kadınlar yaşlandıkça azalan östrojen düzeyi ile birlikte kalp hastalıkları ve inmeye karşı olan direnç azalmaktadır. Altmış yaşına kadar 5 erkekten biri bir koroner kalp hastalığı ile karşılaşırken bu oran kadınlar için 1/17 olarak saptanmıştır.

Altmış yaş üzerinde ise hastalığın görülme riski her iki cins için de eşitlenmektedir. Menopoz sonrası dönemde koroner arter hastalığı kadınlar için önemli bir sağlık sorunudur. Bu dönemde ölümlerin %25 nedenini oluşturmaktadır.

Kadınlarda koroner arter hastalığı için en önemli risk faktörü hipertansiyondur. Kadınlarda yaşla birlikte ortaya çıkan hipertansiyon yetmiş yaş üzerindeki kadınların yüzde 80’inde görülmektedir. Diyabet de kadınlardaki koroner arter hastalığı riskini 3 kat artırmaktadır.

Vakit kaybetmeden uzmana başvurun

Koroner arter hastalığının kesin tanısında kullanılan koroner anjiyografiye kadınların erkeklere kıyasla daha seyrek gönderildikleri saptanmıştır. Aynı zamanda koroner anjiyografi uygulanan kadınlarda erkeklere kıyasla daha az bypass veya balon anjiyoplasti yapıldığı da saptanmıştır. Erkeklere göre koroner damar içine girişim yapılan kadınlarda hipertansiyon, lipid bozuklukları, diyabet ve eşlik eden diğer hastalıklar daha yüksek oranda bulunmaktadır.

Kadınların koroner damar çapları daha küçük bulunmasına koroner girişim başarı oranları erkeklerle benzerdir. Ancak koroner girişim işlem başarısı erkeklerle benzer olmasına rağmen hastane içi mortalite (ölüm) kadınlarda 10 kat daha fazladır.

Fazla kilolarınızı verin, sigarayı bırakın

Türk toplumunda kadınlarda aşırı kiloluluk, sigara içiciliği ve yüksek tansiyon oldukça yüksek oranlardadır. Obezite kadın sağlığı için önemli bir tehdit unsurudur. Obezitenin en önemli göstergelerinden biri olan bel çevresi genişliği kadınlarda kırklı yaşlarda artmakta, altmışlı yaşlarda da en yüksek değerlerine ulaşmaktadır. Bu yaş grubundaki Türk kadınlarının %72’si bel çevresi kiloluğuna sahiptir.

Tedavide yaşam tarzı değişiklikleri ve beslenme alışkanlıkları çok önemlidir. Kadınlarda aşırı kilo sorununun menopozla belirginleştiği düşünüldüğünde, menopoz öncesi dönemde kadınlar için düzenli egzersiz yapma, düşük kalorili beslenme ve sigaradan uzak durma gibi koruyucu yaşam tarzı alışkanlıkları önem kazanmaktadır.

Kadınlarda kırk yaş öncesi kalp krizi, damar içi pıhtı oluşumunun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumun; sigara içimi, doğum kontrol hapı kullanımı, depresyon, stres ve anksiyeteyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. 20-40 yaş arası kadınların % 25’i sigara içerken bu oran ellili yaşlardan itibaren % 8’li oranlara düşmektedir.

Çocuklarda kabızlığı önlemenin yolları

Bebekler ve çocuklar kabızlık sorunuyla sık sık karşılaşıyor. Annelerin bebeklerine ilk 6 ay boyunca sadece anne sütü vermeleri, kabızlığa karşı alınacak ilk önlemlerden biri.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevil Elçin Kızılok, kabızlığın her yaşta görülen bir sindirim sorunu olduğunu belirterek, bazı bebeklerin anne sütü almalarına rağmen bağırsak yapısındaki sorunlar nedeniyle kabızlık sorunu yaşayabildiğine dikkat çekiyor. İnek sütünün beklerde kabızlığa yol açması nedeniyle bir yaşına kadar inek sütünü önermediklerini belirtiyor.

Çocuklar neden kabız oluyor?

Dr. Sevil Elçin Kızılok, bebeklerde ve çocuklarda sık görülen kabızlığın nedenlerini şöyle sıralıyor:

Barsak genişliği gibi doğuştan gelen hastalıklar kabızlığa yol açabiliyor. Bu tip sorunlar olduğunda çocukları, çocuk cerrahisi ve çocuk gastroenterolojisi uzmanları takip ediyor.

Ailesel barsak yavaşlığı da önemli faktörlerden biri.

Çocuğun süt içmesi sağlıklı gelişmesi açısından önemli. Ancak günde 500 ml yani yarım litreden sonrası zararlı hale geliyor. Bu miktardan fazla süt tüketen çocuklarda demir eksikliğinin yanı sıra kabızlık da görülüyor.

Çocukları kabızlıktan koruyan besinler var. Sebze ve meyvelerdeki lifler, posa oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle ailelerin çocuklarını beslerken, sebze ve meyve ağırlıklı beslemeleri gerekiyor. Eğer çocuk bu besinleri sevmiyorsa, seveceği bir hale sokmakta örneğin meyveli yoğurt gibi farklı gıdalarla karıştırarak cazip hale getirmesinde yarar var.

Çocuğun sürekli katı gıda almasına izin vermemek gerekiyor. Katı gıda kabızlığa yol açabiliyor.

Çocuğun yeterince sıvı tüketmesi de önemli.

Anne sütü, çocuğun her türlü ihtiyacını karşılıyor. Ancak bazen bağırsak yapısındaki sorunlar anne sütünün bile kabızlık yapmasına neden olabiliyor.

Çocuklarda görülen başka bir etken, okulda tuvalete gitmeme. Birçok çocuk teneffüs aralığının kısa olması, tuvaletlerin kalabalık olması gibi çeşitli nedenlerle tuvalete gitmiyor. Büyük tuvaletini tutuyor.

Psikolojik nedenlerle tuvaletini yapmak istemeyen çocuklar var. Bu çocukları, eğer çocukta herhangi bir sindirim sorunu ya da anatomik bir sorun yoksa, psikologa yönlendirmek gerekebiliyor.

Kabızlık ilaçlarını düzenli kullanmak şart

Kabızlık tedavisinde bazı ilaçlar kullanılıyor. Ancak ilaçların kullanımı sırasında sorun yaşanabiliyor. Aileler ilaçları alışkanlık yapacağı korkusuyla gerektiği kadar kullanmıyor. Oysa bu ilaçlar sertleşen dışkının yumuşamasını sağlıyor. Bazı anneler, bebeklerinin kabızlık tedavisinde, ilaç yerine fitil kullanmayı tercih edebiliyorlar. Çünkü fitil, anneler açısından çok daha rahat. Oysa anneler, uzmanların verdiği ilaçları, zamanında ve gerektiği şekilde kullanırsa, tedavideki başarı oranını artırıyor.

Doğru Beslenmeyi Öğrenmek Kabızlıktan Koruyor

Kabızlık sorununa posalı yiyecekler tüketmemenin yol açtığına değinen Dr. Sevil Elçin Kızılok, beslenme konusunda şu bilgileri veriyor:

“Yeterince sebze ve meyve yememek, bağırsaklarda posa oluşmasına engel oluyor. Bu durumun sonuçlarından biri de, kabızlık. Bu sorunun oluşmaması için beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Ayrıca aç karnına su içtikten sonra, kuru kayısı ve kuru incir tüketmenin barsak hareketini artırdığının bilinmesi gerekiyor. Çocuk, kuru kayısı ve ya kuru incir yemezse, yoğurda karıştırarak ya da meyve püreleriyle beraber vermek etkili olabiliyor. Dikkat edilmesi gereken başka bir önemli nokta, ara öğünlerin atlanmaması. Ara öğünler de bağırsak hareketlerinin artmasına yol açıyor.

Beslenmesinde şekerlemeler, çikolatalar, hamburger ve diğer fast-food gıdalarda aşırıya kaçılmaması bir başka önemli nokta. Bazı anneler çalıştığı için çocuğa büyükanneler bakıyor, onlar da çocuğa kıyamadıkları için katı ya da şekerli gıdalar verebiliyorlar. Oysa ‘Çocuk istiyor’ diyerek sağlığını olumsuz etkileyen besinler vermek, doğru değil. Asıl önemli olan çocuğu doğru ve sağlıklı beslenmektir. Bunun temelleri de çocukluk döneminde atılıyor. Bu nedenle, çocuğa sağlıklı beslenme alışkanlığı kazındırma konusunda ailelerin daha hassas davranması gerekiyor. Ancak bu alışkanlığı emek ve sabır istediği de akıldan çıkmamalı.”

Dr. Sevil Elçin Kızılok kabızlığın tedavi edilebilir bir durum olduğunu ve kabızlık görülen çocuğun geciktirilmeden doktora getirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kabızlığı uzun sürmesine rağmen doktora götürülmeyen çocukta sorunun kronikleşebileceğini vurguluyor.

Şimdi de Tavşan Vebası çıktı

tavsanKonya’nın Beyşehir ilçesine bağlı Emen beldesinde 11 kişi Tavşan Vebası olarak da bilinen Tularemi şüphesiyle tedavi altına alındıKonya Sağlık Müdürü Dr. Hasan Küçükkendirci numune alınan bir kişinin sonucunun pozitif çıktığını diğerlerinin ise tahlillerinin devam ettiğini söyledi.

Beyşehir ilçesine bağlı Emen kasabasında 11 kişi değişik şikayetlerle sağlık ocağına müracaatta bulundu. Köyde inceleme yapan sağlık müdürlüğü ekipleri 11 kişiyi Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildi. Tedavileri ayakta yapan hastalar daha sonra taburcu edildi. Konya İl Sağlık Müdürü Dr. Hasan Küçükkendirci, endişe edecek bir durumun olmadığını söyledi. Şüphe üzerine numune alınan kişilerden sadece birinde Tularemi görüldüğünü açıklayan Küçükkendirci, “Üniversitedeki uzman hocalarımızla birlikte köyde tarama yapıldı. Hastalığın kaynağının içme suyu olduğunu düşünüyoruz. Köye içme suyu sağlayan depolardan birinin pınar suyu olduğunu belirledik. Hastalığın bu suda ölen bir hayvandan bulaşmış olabileceği yönünde. Soruşturmalarımız sürüyor. Tüm su depoları ilaçlandı. Tıp fakültesinde tedavisi tamamlanan hastalar taburcu edildi.” dedi.

Islak saçla uyumayın

Saçların yıkanmasının ardından uyumanın sinüzite neden olduğunu belirten uzmanlar, saçların yıkanmasından bir saat sonra uyunmasını tavsiye ediyor Doruk Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Muhammet Özlü, şiddetli baş ağrısı ve burun tıkanıklığı ile kendini gösteren sinüzitin, kişinin yaşam kalitesini de olumsuz yönde etkilediğini söyledi. Sinüzitin, şeker hastalığı ve kalp yetmezliği kadar insanların hayat kalitesini bozan bir hastalık olduğunu söyleyen Özlü, hastalığın Türkiye’de her yıl 15 milyon kişiyi etkilediğini belirtti.

Soğuk algınlığı ve nezlenin hemen ardından akut sinüzitin ortaya çıktığını belirten Özlü; burun tıkanıklığı, sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı, çevresinde ağrı, diş ağrısı ile karışabilen yanak ağrısı, yüzde basınç hissi, öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı ve kötü ağız kokusu belirtilerinin bulunabileceğini ifade etti.

Akut sinüzitte kuru öksürük, hafif ateş veya mide rahatsızlığı de görünebileceğini kaydeden Özlü, kronik sinüzitte ise koyu burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, koku alamama ve özellikle geceleri artan öksürük belirtileri görüldüğünü söyledi.

Sinüziti olan pek çok hastanın hayat kalitelerinin bozulduğunu belirten Özlü, “Sinüzit; burun tıkanıklığı, burun ve geniz akıntısı, baş ağrısı, öksürük, halsizlik ve dikkat kusuruna neden oluyor. Bu hastalar ise dikkatlerini toplayamadıkları için konsantrasyon sorunu yaşıyorlar. Burun semptomunda kıkırdak, kemik eğrilikleri, burun etlerinde büyüme, polip oluşumu ve alerjili rinit bulunduğu durumlarda kolayca sinüzit oluşabilir. Bu gibi durumlarda ameliyat ve medikal tedavi uygulanmalıdır.” dedi.

Sinüzitin önemli bir sebebinin de saçları yıkadıktan sonra kurutmadan yatmak ve ıslak saçlarla dışarıya çıkmak olduğunu belirten Özlü, şunları kaydetti: “Saçlar yıkandıktan sonra en az 45 dakika ya da 1 saat boyunca yatmamak ve dışarıya çıkmamak daha uygun olur. Islak ya da nemli saçlarla uykuya dalmak ve dışarıya çıkmak sinüzite davetiye çıkarır. Saçın hafif nemli kalması bile uyku halinde kafa bölgesinde üşümeye sebep olur. Serin havalarda sık görülen üst solunum yolları enfeksiyonları, sigara, havadaki zararlı gazlar, alerjik durumlar da sinüzite yol açan diğer etkenlerdir.”

Sağlıklı bir cilt için sigarayı bırakın

Sağlıklı bir cilt sayesinde her zaman daha dinç ve daha genç görünebilirsiniz. Ancak hayat tarzı, beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı gibi pek çok faktör cildinizi olumsuz yönde etkiler.

Daha sağlıklı bir cilde sahip olmak için pratik yöntemler sunan Epila Slimed Club genel koordinatörü Ayşe Bocan, sağlıklı bir cilt için yapılması gerekneleri sıraladı.

İşte kusursuz bir cilde sahip olmak için yapılması gerekenler;

1. Makyajınızı temizlemeyi unutmayın; Özellikle yorgun bir günün ardından makyaj tazelemeyi ihmal edebiliriz. Ancak makyajlı bir ciltle uyumak gözenekleri tıkayarak toksinlerin cilt yüzeyine çıkıp atılmasını önler. Bu da uzun dönemde cildinizin daha çabuk yaşlanmasına neden olur.

2. Vitamin içeren besinler tüketin; Cilt sağlığı için beslenmenin önemi azımsanamayacak kadar fazladır. Özellikle B, C, E, A ve K vitaminleri cildinizin canlı kalması sağlar.

3. Bol bol su için; Su, sağlınız kadar güzelliğiniz için de çok önemlidir. Cildin nem kaybını karşılar, erken yaşlanmasını engeller.

4. Ayda bir cilt bakımı yaptırın; Şehir hayatının kaosu ve iş hayatının stresinden biraz uzaklaşmak ve cildinize gereken özeni göstermek için kendinize biraz zaman ayırıp cilt bakımı yaptırın. Cildinizin ihtiyacına göre yapılacak olan cilt bakımlarında cildiniz yoğun bir şekilde nemlendirilerek canlılık kazanacaktır.

5. Sigarayı bırakın; Sigaranın verdiği zararlar ilk olarak cildinizde gözlenir. Ciltte sivilcelerin çıkmasına, kırışıklıkların artmasına neden olan sigarayı bırakarak hem sağlığınızı hem de cildinizi korumuş olursunuz.

6. Uykusuz kalmayın; Geç yatılmış bir gecenin izleri hemen grileşmiş yorgun görünümlü bir ciltle kendini ele verir. Eğer yeterli derecede uyuyamıyorsanız, bunu uyandığınızda kan dolaşımını sağlayacak hareketler ve yüzünüze soğuk su çarparak telafi etmeye çalışın.

7. Doğru ürünleri kullanın; Her bakım kremi her cilt tipi için uygun değildir. Kuru, yağlı ve karma olmak üzere üç farklı cilt tipi olduğunu belirten Ayşe Bocan cilt tipinize uygun bakım ürünleri kullanmanın oldukça önemli olduğunu söyledi. Yanlış bakım ürünlerinin ciltte yağlanmalara ya da kurumalara neden olabileceğini de belirten Bocan cilt tipinizi öğrenmek için güvenilir bir klinikten yardım almanın faydalı olabileceğini de ifadelerine ekledi.

8. Cildinizi Nemlendirin; Nemlendiriciler cildiniz için gereken nemi kazandır ve aynı zamanda onu zararlı dış etkenlerden korurlar.

9. Düzenli egzersiz yapın; Egzersiz, cildin kan dolaşımını hızlandırır ve sağlıklı görünmesini, parlamasını sağlar.

10. Stresten uzak durun; Uykusuzluk ve stres, cildin baş düşmanlarıdır. Gün içinde stresli ortamlardan uzak durmaya çalışın.

Next Page »