'hikayeler'

Huri Kızı

Çanakkale harbi sırasında saf ve temiz bir asker, emir eri olarak ayrılır
komutanı tarafından. Fakat Askerin gönlü emir eri olmaya razı değildir ama
askeri kurallara riayet etmek zorundadır. Harp kızıştığı bir sırada Asker
dayanamaz komutanına çıkarak ;

“Komutanım, bizim köyde imamdan duymuştum. Düşmana karşı şehit olanlara
Allah huri kızı veriyormuş. İzin verin bende savaşıp vatanım için, Allah
için şehit olup huri kızı kazanayım” diye ricada bulundu…

Komutan askere bakıp söylediği sözlere gülerek “Hadi git işine bak ” diyerek
başından savar. Asker birkaç gün sonra yine komutana çıkar yine aynı sözleri
tekrarlar, cephede düşmanla çarpışmak istediğini söyler. Komutan Askere
acır, çünkü giden geri gelmiyor.”Oğlum başka işin yok mu senin ” diye
söylenir. Asker;

“Komutanım; ben fakir bir köylüyüm. Köyde bana kız vermezler. Fakirim diye
hor görüyorlar. Ne olur izin verin, belki şehit olurum ve huri kızıyla
evlenirim ” diye yalvarır. Bu yalvarış günlerce böyle devam eder.. Komutanın
canı iyice sıkılmıştır. “Hadi git huri kızı ile evlen bakalım “diyerek onu
cephenin en ön saflarına gönderir. Aynı gün ön safta çarpışan Mehmetçik
alnına yediği tek kurşunla şehit olur.

İki taraf için yaralı ve ölüleri taşımak için verilen arada, komutan
cesetler arasında kendi Askerini, yani emir erini görür. Üzülür, canı
sıkılarak “Bu kadar ısrar etmesi bunun için miydi ” diye düşünür. Sonra
Mehmetçiğin cesedine yönelerek sinirli bir şekilde seslenir.

“Aldın mı huri kızını ha, aldın mı ? ” der. Bu sırada bir mucize gerçekleşir.
Yerde yatan cansız Mehmetçik sağ elini havaya kaldırarak iki parmağını
gösterir komutanına ve “Hem de iki tane ” der ve kalkan eli hemen geri
düşer.

Dürüst Yaşam

Bir zamanlar herkesi hırsız olduğu bir ülke vardı. Geceleri herkes bir fener ve levye ile silahlanıp komşularının evine girerdi.Tan ağarırken çuvalını doldurmuş geri döndüğünde kendi evinin de soyulmuş olduğunu görürdü.Böylece herkes uyum içinde yaşardı , kimsenin durumu çok kötü değildi. Biri birini , o öbürünü soyar, böylece son insana kadar gelinir , sonuncu da o birinciyi soyardı.Bu ülkede ister sat , ister al sahtekarlık demekti. Hükümet insanlardan çalmak için kurulmuş bir suç örgütüydü , insanlar da bütün zamanlarını hükümeti aldatarak geçirirlerdi. Yaşam hiçbir sorun çıkmadan sürüyordu ; orada yaşayanlar ne zengindiler ne de yoksul.Sonra bir gün - nasıl olduğunu kimse bilmiyor - dürüst bir adam çıkageldi. Geceleri çuvalını alıp hırsızlık etmek için dışarıya çıkmak yerine evde oturuyor , piposunu tüttürüp roman okuyordu. Hırsızlar oraya gelip de ışık görünce geriye dönüyorlardı.Ama bu böyle gitmedi. Dürüst adama böyle rahat bir hayat yaşamakla havanın ona göre hoş olabileceğini , ama kimseyi çalışmaktan alıkoymaya hakkı olmadığını söylediler.Evde oturduğu her gece bir aile aç kalıyordu. Dürüst adam verecek yanıt bulamadı. O da tuttu tan yeri ağarana kadar geceyi dışarıda geçirmeye başladı , ama hırsızlık etmeye eli varmadı. Dürüsttü işte o kadar Köprüye kadar yürüyor , altından suyun akışını izliyordu. Sonra evine geliyor evini soyulmuş buluyordu. Bir hafta geçmeden dürüst adamın beş parası kalmadı , yiyeceği tükendi ; ev soyulup soğana çevrilmişti. Ama kendinden başka kimseyi suçlayamazdı. Sorun dürüstlüğüydü ; düzeni alt üst etmişti. Karşılığında kimseyi soymadan kendini soymalarına izin vermişti. Böylece her sabah birisi geri döndüğünde evini soyulmamış buluyordu - dürüst adamın bir gece önce soyması gereken ev- Çok geçmeden evler , evleri soyulmayanlar kendilerinin öbürlerinden daha zengin olduklarını gördüler elbette , onun için çalmak istemediler , öte yandan dürüst adamın evini soymaya gelenler elleri boş döndüler , yoksullaştılar.Zenginleşenler köprünün üzerinde dürüst adama katılmaya , onunla birlikte akan suyu seyretmeye başladılar. Bu karışıklığı daha da arttırdı. Zenginleşenlerin de , yoksullaşanların da sayısı arttı. Bu kez zenginler geceleri köprünün üzerinde geçirirlerse yoksullaşacaklarını gördüler. ” Neden yoksullara biraz para verip bizim için çalmalarını sağlamıyoruz ” diye düşündüler.Sözleşmeler imzalandı. Maaşlar yüzdeler belirlendi. Her iki tarafta pek çok sahtekarlıklar yaptılar elbette ; insanlar hala hırsızdılar. Ama sonuçta zenginler daha zengin , yoksullar daha yoksul oldular.Zenginlerin bir kısmı öylesine zenginleştiler ki , artık çalmaları ya da kendileri için çaldırmaları gerekmiyordu. Ama çalmayı bırakırlarsa çok geçmeden yoksullaşacaklardı ; yoksullar bunu sağlardı.Onun için yoksulların en yoksullarına mallarını öbür yoksullardan korumak için para verdiler. Böylece polis kuvvetleri kuruldu , hapishaneler açıldı. Dürüst adamın oraya gelişinden birkaç yıl sonra kimse çalmaktan , soyulmaktan söz etmez oldu , artık yalnızca ne kadar zengin ya da yoksul olduklarını konuşuyorlardı. Gene de bir miktar hırsız kalmıştı.Bir de dürüst olan o bir tek adam vardı , o da zaten çok geçmeden açlıktan öldü.

FAL

Korkunç bir gece geçirmiştim. Uykunun yakın semalarda görünmediği ve
dökülen terin ehemmiyet taşımadığı boğucu bir gece.. Şafakta görünen
ıssızlığı da alıp kalktım ve bir kahve yaptım kendime. Bir sene önce
bıraktığım sigara aklıma düşüverdi kahvenin acı buğusunda. Biraz
tedirgin,ama bir o kadar da kesinlik taşıyan hareketle yatağında mışıl
mışıl uyuyan sevgilimin paketinden bir tane alıverdim.
Balkon serinceydi biraz. Bir müddet, bir elimde kahve diğerinde
sigara bekledim. Neyi mi?
Ağır devinimlerle çarşafa dolanan sevgilimin başucundaydım
şimdiyse. Pencere önündeki çıkıntıya ilişiverdim öyle özensizce. Ne kadar
durduğumu bilmiyorum öyle ama sigarayı yakmayı,kahveyi içmeyi
unutmuşum. Kendime geldiğimi ayrımsayınca bir hışımla komodinin üstündeki
zippoyu aldım ve pek sevdiğim benzin kokusunu odaya doldurdum. Sigara
içmeyi unutmuş gibiydim. bir nefesinin ciğerlerimde ahenkle dağılmasını
beklemeden diğer nefesi boca ediyordum içime.
…..
Çarşaf hışırtısı düşüncelerimi bölüyordu. Hoş ne düşündüğüm de pek net
değildi ya. Uykusuz geçirdiğim gecelerde huzurla uyuyan biri bazen canımı
sıkıyordu işte. Sabah olmuştu. Tan vakti demeliyim. O hala uyuyor. Duşa
girsem.. kitap okusam.. yok okuyamam böyle fikri bozuk bir şekilde. Dışarı
çıkıp biraz yürümek iyi gelir. Sonra gelip uyurum diye kandırdım
kendimi. Usulca giyindim ve çıktım.
……
İçimde senkronize biçimde dans eden, o buruk, o çeşnili
hatıralar,yolda yürürken bana eşlik etmeyi sürdürdü.Kurtuluş Park’ının bir
kıyısına geldiğimde evden epey uzaklaştığımı farkettim.Öyle ki sabahtan
beri yürüyor ve çevremi görmeden ilerliyordum.Bu park,bana eski bir
sevdayı anımsatmışken dönmem biraz güç olacaktı.İçine daldım ve sabah
serinliğini muhafaza eden bir banka iliştim.
1994 yılına hızlı bir dönüş yapıvermiştim.İçimden konuşurken dahi
temkinli ilerliyordum.Bu benim sistematiğimdi işte.Yaşamımın evrelerinde
hiç yakama ilişmeyen bir düzen içinde bu içsel konuşmalar akıntısında
sürükleniyordum.Süreğenlik..Yüzümde belirdiğini farketmediğim silik
gülümseyişlerin karşılığını,falcı bir kadın vermişti işte.”Bir falına
bakayım.” Silkindim ve kadını kovuşturuverdim.Uzaklaştı.Hani ısrar
edecekti? Birkaç dakika belki geçmişti.Falcı kadını gözden yitirmediğimi
farkettim.Caddeye çıkmıştı bile.Ardından seslendim.”Dur..bekle”.Yanıma
geldi.”Falıma bakmanı istiyorum.”.”İyi ya gel otur şöyle.”Cebinden birkaç
çakıl taşı,bakla tanesi çıkarıp avucunda sallamaya koyuldu.Orta yere
özensizce saçıverdi sonra.”Çok büyük bir haksızlığa uğramışsın..”,”Eee..”
,”Dur acele etme.”,”İyi iyi etmiyorum anlat”,”Senin sevdiğin yapmış bu
haksızlığı..Bunu içine sindiremiyeceksin..İhanet gibi..Dikkat et..Sana
zarar vermesin bu kişi..”,”Amma yaptın yahu (argo konuşmaktan
kurtulamadım ).Nasıl zarar verecekmiş ki?..Benim sevdiğim beni seviyor.”,”
Benden bakması kızım,fal öyle diyor.”,”Bu kadar yeter öyleyse” dedim ve
parasını verip gitmesini sağladım.Gece uyumamış biri olarak,işitmek
istiyeceğim son şeylerdi bunlar.Hem hata bende ne diye fal baktırırım ki?
1994 yılının tüm izlerini öylece bırakıp kalktım,caddeye yürüyüp bir taksi
çevirecektim ki.Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımı karşı kaldırımda
yürürken gördüm,seslendim.”Nazlı!..Nazlı!”Duymadı beni.Ben, yolun karşı
kıyısına geçmeye hazırlanırken o bir taksiye bindi ve gitti.Ben de bir
taksi çevirip bindim.Evin önüne yaklaştığımızda Nazlı’nın taksiden
indiğini gördüm.Oturduğum apartmana girince rahatladım.Beni görmeye
geliyordu muhakkak ki ,Taksiden indim peşinden seyirttim.Apartmana
girdiğimde sesini duyamadım.Ne çabuk çıkmıştı böyle?Anahtarımı aradım bir
süre.Evde unuttuğum geldi aklıma..Demekki Burak evdeydi hala.Kapıyı
çaldım.Uzunca çaldım kimse açmıyordu, seslendim.Tuhaf..Gözümle
gördüm.Acaba başka birine gelme olasılığı var mıydı Nazlı’nın? Neden sonra
yangın merdivenleri geldi aklıma.Dışarı çıkıp arkaya dolandım.Merdivenlere
yönelmiştim ki otoparktan bir arabanın çıktığını farkettim.Bu Burak’ın
arabasıydı.Nazlı da yanında oturuyordu.Aceleyle çıkıp gittiler.Beni
görmediler.Seslendiğimi işitip kaçmaya çalıştılar anlaşılan.Öylece kaldım,
merdivenlere oturup bir sigara yaktım hissetmeden,büyük bir
farkındasızlıkla..Hiçbir soru düşmüyordu aklıma, aldatılmışlığıma
dair.Nedeni,nasılı,nezamanı,Nazlı’yı öylece bıraktım.Sigara içmeye devam
ettim.Çektiğim her nefes,içimde burgu yapıyor,bulandırıyordu
içimi.Ağırlaştı zaman.Bir kaçtanesini tükettim.Evden çıkarken Burak’ın
paketini almıştım.Nasılsa ben gelmeden uyanmıyacak,sigara içmeyecekti.

Akşama dek dolaştım.Sonra tanıdık bir bara gidip birkaç bir şey içmek
geldi aklıma.Çünkü cebimde para yoktu.Tuhaf, içimden hiçbir konuşma
yükselmiyordu.Ansızın falcı kadının söyledikleriyle karşıkarşıya kaldığımı
hissettim.İhanet..Bir sevgilinin ve bir arkadaşın ihaneti.İki ihaneti
birden yaşıyacağımı söylememişti oysa.Kendi kendime güldüğümü farkedince
utandım.Sebepsiz geldi utanışım.Utanılacak bir şey değildi
gülmek.Utandığım şey gülmem değildi zaten.Aldandığımı farkedememek
utandırmıştı beni.Bar sahibi arkadaşıma içtiklerimi daha sonra ödeyeceğimi
söyleyerek devam ettim.

Günlerce eve, ona gitmedim,aramadım.Hem işin en kötü yanı o da beni
aramamıştı.Durumun, tekrarlanarak aynı göstergenin kadranında budaklanması
ya da eski bir kule gibi tüm inadıyla ve ihtişamıyla boy göstermesi,tüm
sinirlerimi altüst etmiş,artık iyiden iyiye sigara içmeye başlamış
bulunuyordum.Kış kendini göstermiş,kimseyi umursamadan tekrarlıyordu
kendini.Bense,öylesine yorgun duyuyordum ki kendimi.Ne yazı yazmayı
becerebiliyor ne de tek kelime okuyabiliyordum.Ama nedeni ne Burak,ne de
Nazlı’ydı.Birlikteler miydi hala onu dahi bilmiyordum.Bilmek
istememiştim.Ben kendi kendime ihanet etmiştim asıl.Tüm varlığımla Burak’a
teslim olduğumdan.Onun çevresi,onun banka işleri,onun yalnızlığı,onun
arkadaş partileri,onun sevdiği kitaplar,onun izlemek istediği filmler,onun
aile toplantıları…Asıl ihanet buydu işte.Kendimi unutarak ve doğrusu
unutmak isteyerek ihanet etmiştim kendime.Kimseyi suçlayamazdım kendimden
başka.Kendimi de artık…

Madenci

Madenci sıcak bir yaz günü güneşin altında çalışırken, birden sıcağın onu daha verimli çalışmasından alıkoyduğunu farketmiş ve o an “güneş benim çalışmamı engelliyor. O zaman benden daha güçlü” diye düşünmüş.

Güce de çok önem verdiği için o an GÜNEŞ olmayı dilemiş Allah’tan.

Allah, madencinin isteğini kabul etmiş ve madenci güneş olmuş.Bütün dünyayı ışınıyla aydınlatmış, heryeri kavurmuş gücünü herkese göstermiş.

Fakat bir gün güneşin önüne bulut gelmiş.Bizim madenci çok sinirlenmiş bu işe. Çünkü bulut güneşin ışınlarını kesiyormuş ve madenci “bulut güneşten daha güçlü ben bulut olmak istiyorum” demiş

ve o an bulut olmuş madenci.

Yağmurlar yağdırmış, seller bastırmış, şimşekler yaratmış.
Güçlü olduğu için halinden memnunmuş.

Ama fazla uzun sürmemiş mutluluğu. Çünkü bu sefer de rüzgar bulutu
sürüklemiş ve bizim madenci yine düşünmüş ki “rüzgar bulutu sürükleyebiliyorsa o zaman en güçlüsü rüzgar”, “ben rüzgar olmak istiyorum” demiş

ve rüzgar oluvermiş o an.

Madenci rüzgar şeklinde fırtınalar estirmiş, denizleri coşturmuş, kasırgalar yaratmış. Ama bu seferde eserken karşısına koca bir taş kütlesi çıkmış. Bir bakmış “bu nasıl bir şey ki benim rüzgarımı kesiyor?” diye düşünmüş. O taş kütlesi aslında bir dağmış. Ve Allah’tan son bir dilekte bulunmuş. Bir dağ olmayı istemiş.

Madencinin isteği kabul olmuş ve sonsuza kadar dağ olarak yaşamaya karar vermiş. Çünkü dünyadaki en güçlü şey dağ olduğunu düşünmeye başlamış.

Madenci dağ olarak hayatından memnun bir şekilde yaşarken birden bir rahatsızlık hissetmiş. Bir şey içini kemiriyormuş.

Derken dağ onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu bulmuş;

onu rahatsız eden, içini kemiren bir madenciymiş.

Aşkından Geberik

bi gün ismi sun olan ailer baskisindan ve arkadaslarinin kendisiyle alay etmesi yüzünden duygusal bunalim geçiren ve teselliyide platoniklerinden bulan çatlak bi kiz varmis bu kiz sadece en yakin arkadasi meyve ile birlikte espri ve saka yaparak kendini mutlu etmeyi basariyomus platonikleri yüzünden her seferinde hayal kirikligina ugratildikça daha da duygusallasan kiz en sonunda sulugöz bi kiz olmus ve en sonunda gerçek aski bulmus ama bi rock sarkicisinda ona öyle bi asikolmus ki bu ask romeo ve jullieti askinin birlesiminin 5 katiymis kiz bi rekor kirdigini düsünüyormus hakkatende kiriyormus hani bu kiz adam hakkinda herseyi ögrenmis bu türk kizi bu detroitli adamla tanismaya acaip sekilde kafayi takmis ve adama asikolmadan önce düsündügü bi rock sarkicisi olmayi gerçeklestirmeye kesin olarak kafayi takmis ama birazcik daha degisik bi halde kiz mahkeme karariyla yasini 10 yas büyütmesi lazimmis çünkü adam kendisinden 16 yas büyükmüsmaalesefama adam kendisisni öyle bi etkilemis kiresmen bagimlilik olmus yanisarkilariyla sarki sözleriyle görüntüsüyle bakislariyla onun için herseyi yapmaya raziymis ve bu kiz bu adamin bi filmini seyredince asikolmus bu adama daha bu yasta kesinlikle gerçek aski yasiyormus onun aski ona ekstra large mis daha onun yasi kaçmis boyu kaçmis yani.film de hoslandigi bi kadin varmis bu adamin seneryoda yani meger gerçekten ondan hoslanmis olduguu kiz onlarin ayrilik haberinde ögrenmis ve sok olmus.neyse bu kiz o adamin bi sarkisinda bikaç kere duygulanip agladigi olmus bu yüzden diil ama kavusamadigi için tabii simdiye dek en çok agladigi adammis asil aglamalar söyle baslamis adam gidip yeni klibinin çekimindeki kassiz igrenç yaratik gibi ingiliz bi modelle evlenmis nasil modelse artikbu haberi aniden ögrenince kal gelen kiz haberi ögrendigi gece artik kenhdini tutamayip aglamis yattigi sirada ve bundan sonraki birkaç gece boyuncada sürmüs bu kiiz bi ara büyük bi umutsuzluga girmis ama sonra düzeltmis kendini ve karisida olsa anasida olsa bu mücadeleye devam etmeye kara vermis tabii verecek kiz o kadar zaman bosunami asik oldu bosunami hangi sarkilari söyleyceginden nasil bi grup kuracagina gitar ve piyanoyu ögrenmek istemesinden tanisinca nasil davranacagina kara vermis ha bosunami?neyse karisida mutanta benziyomus hani nasil evlenmisse onla arkadasi meyve bile ayni fikirdeymis onunla hikayenin devamini yasayip görücez…bu hikaye gerçektir ve yazarin basaindan geçmistir hala dahada geçiyor

Bir Deliye Aşık Oldum

Onu ilk gördüğümde 17 yaşındaydım. O ise 20. Akıl hastanesine ziyarete gitmiştim. Arkadaşım zorla götürmüştü. Bahçedeydi… Kıştı. Onun üzerinde sadece tişört vardı. Dikkatimi çekmişti. Herkesin yanında birileri vardı o yalnızdı.

Yanına gidip adını sordum, sohbet etmeye başladım. Konuşmuyordu, benimle hiç ilgilenmiyordu. Bu daha da dikkatimi çekmişti. Üzerine gidiyordum ama boşunaydı. Hiç konuşmuyordu. Çok etkilemişti beni…
Daha sonra her gün yanına gitmeye başladım. Benimle az da olsa konuşmaya başlamıştı. Doktoru onun durumunun hiçte iyi olmadığını, ailesini trafik kazasında kaybettikten bu hale geldiğini anlattı ve onla bu kadar neden ilgilendiğimi sordu. Cevap veremedim. Sanırım beni etkilemişti ve seviyordum onu.
Onu etkilemeyi sonunda başarmıştım. Okul çıkış saatimi sabırsızlıkla beklediğini söylemişti. Beni görmeden mutlu olmadığını anlatmıştı. 1 yılda gülümsetmeyi başartmıştım ona. Bana ilk � Seni Seviyorum� dediğinde de tanışmışlığımızın üzerinden 1,5 sene geçmişti. Gülüyorduk el ele dolaşıyorduk bahçede. Doktoru bile şaşırmıştı bu duruma. Artık psikoloji tedavisi bitmiş sadece ilaç tedavisi uygulanıyordu. Buda bizi çok mutlu ediyordu. Ailemin ondan haberi vardı. Ama onu sadece benim ilgilendiğim bir hasta olarak görüyorlardı. Oysa biz sevgiliydik. Sözlendik. Yüzüklerimizi doktoru taktı. 2 yıl sonra ailem her şeyi öğrendi. Ondan ayrılmamı istediler. Çünkü o hastaydı. Bir hafta beni eve kapattılar. Artık mavişimin yanına gidemiyordum. Günün birinde evden kaçıp yanına gittim. Hastanede yoktu. Beni iki gün beklemiş ben gelmeyince de kendi isteğiyle hastaneden ayrılmış.

Bir ay boyunca eve kapandım. Kimseyle konuşmuyordum yemek bile yemiyordum. Bir arkadaşım mavişimi yolda görmüş oda benim ev adresimi almış. Bir gün mavişim ellerinde çiçeklerle evimizin önüne geldi. Annemi kandırıp bir hafta birlikte tatile çıktık. Artık onundum. Tüm kalbimle ve bedenimle…

Ailem ne yazık ki kararından vazgeçmiyor ve onu istemiyor. Şu an o yanımda yok. Ailem beni Antalya� ya gönderdi. O da İstanbul� da. Buraya gelmesi imkansız. Üçüncü senemizdeyiz ve 4 aydır ayrıyız. Haberini arkadaşlarımdan alıyorum. Yine hastaneye düşmesinden korkuyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey var. Onu çok seviyorum…

Kuyu

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü,zayıfladı, toprakta biten otlari yemek isteyen eseğin ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmis. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yukseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı. Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.(Ne bazeni, çoğu zaman.) Toz toprakla örtmeye calışanlar çok olur. Bunlarla basetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile

AŞIK OLDUM SANDIM HAYATIMA MAL OLDU…..

MERHABA ARKADAŞLAR….
BEN İSMİMİ VERMEK İSTEMİYORUM. BİR ÇOĞUNUZUN HİKAYESİNİ OKUDUM. BENDE HİKAYEMİ SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.
BENİM HİKAYEM UZUN VE KARMAŞIK BİR HİKAYE.

ÖNCELİKLE BENİM AŞKIM İLK ZAMANLAR PLATONİKTİ. 3 SENE KARŞILIKSIZ SEVDİM. AMA DAHA SONRA NE OLDU İSE KENDİSİ GELİP BANA TEKLİF ETTİ. BU BİRLİKTELİK TAM 5 SENE SÜRDÜ. AMA BU 5 SENE İÇİNDE AYRILIKLAR BARIŞMALAR OLDU ELBETTE. BİR ZAMAN SONRA BUNU AİLEM ÖĞRENDİ. ABLAM BENİM HABERİM OLMADAN ONUNLA KONUŞTU. 5 SENE BOYUNCA YAŞADIKLARIMIN HAYAL OLDUĞUNU ALDATILDIĞIMI KANDIRILDIĞIMI ABLAMIN SAYESİNDE ÖĞRENDİM. ABLAM ONA BERABERLİĞİMİZİ SORDUĞU ZAMAN İNKAR ETMİŞ. ÜSTELİK BAŞKASINI SEVİYORUM DEMİŞ. BENİ YALANCILIKLA SUÇLAMIŞ. ABLAMIN SAYESİNDE BENİM BİR ZAMANLAR AŞIK OLDUĞUM AMA ŞİMDİ İSE ADINI DAHİ DUYMAK İSTEMEDİĞİM ŞAHISIN NASIL BİR İNSAN OLDUĞUNU ÖĞRENMİŞTİM. AŞK GÖZÜMÜ NE KADARDA KÖR ETMİŞŞŞ. NE KADARDA APTALMIŞIM…

ÜSTELİK EN ACISI EN KÖTÜSÜ NE BİLİYORMUSUNUZ ARKADAŞLAR. SİZİNDE BİRLİKTELİKLERİNİZDE ÖPÜŞMELER SARILMALAR OLMUŞTUR MUTLAKA. BENDE BUNLARI YAŞADIM. BUNU AÇIK YÜREKLİLİKLE SÖYLEYEBİLİRİM. AMA BENİM AŞIK OLDUĞUM ŞAHIS BENİ ALDATMAKLA KANDIRMAKLA YETMEMİŞ BİRDE İFTİRALARLA ADIMI LEKELİYORMUŞ MEĞER. BUNU ÇOK GEÇ ÖĞRENDİM. ORTAK TANIDIĞIMIZ BÜTÜN ERKEKLERE O KIZ DEĞİL DEMİŞ.
NE OLDUYSA BUNDAN SONRA OLDU. ONDAN AYRILDIKTAN SONRA BÜTÜN HERKES BANA TEKLİF ETMEYE BAŞLADI. TABİ ARKAMDAN DÖNEN OYUNLARI BİLDİĞİM İÇİN HEPSİNİN NİYETİNİN ART NİYET OLDUĞUNU BİLİYORDUM. BU YÜZDEN ERKEKLERDEN NEFRET ETTİM. ÇOK TUHAF BİR DUYGU BU. YAŞAMAYAN ANLAYAMAZ BİLEMEZ.
FAKAT BİR MÜDDET SONRA BU NEFRETİM ÇOK DEĞİŞİK BOYUTLARA YOL AÇTI. ARTIK HER TEKLİF EDENLE ÇIKMAYA BAŞLADIM. BİR MÜDDET SONRADA AYRILIYORDUM. ACI ÇEKENDE OLDU ALDIRMAYANDA. SEVENDE VARDI SEVMEYENDE. AMA BANA BU BİR HAZ VERİYORDU. SANKİ ONA AÇI ÇEKTİYORMUŞUM GİBİME GELİYORDU. İÇİM RAHATLIYORDU.YAPTIĞIMIN YANLIŞ OLDUĞUNU BİLİYORDUM FARKINDAYDIM. AMA DEDİĞİM GİBİ BU ÇOK FARKLI BİR DUYGU. BENİM KENDİME GÖRE BAZI KURALLARIM VARDI. İLKTİ VE SON OLMASINI ÇOK İSTİYORDUM. AMA ONUN YÜZÜNDEN HAYATIMDAN KAÇ İLKLER GEÇTİİ…BU SÖYLEDİĞİMİ YANLIŞ ANLAMAYIN LÜTFEN. KESİNLİKLE NAMUS KONUSUNDA DEĞİL. BEN KARADENİZLİYİM BÖYLE ŞEYLERE BİZ ÇOK ÖNEM VERİRİZ. SADECE ÇIKIP EYLENİP GEZİP TOZUYOR ARDINDAN DA SIKILINCA AYRILIYORDUM.

TAKİİİİİİİİ ASIL AŞKI BANA YAŞATAN KİŞİ KARŞIMA ÇIKANA DEK….KUAFÖRCÜ AŞKIM…
BENİM BU YAŞADIĞIM OLAYLARIN HEPSİNİ BİLİYORMUŞ MEĞER. ONA OLAYLARI AÇIK NETLİĞİ İLE ANLATTIĞIM ZAMAN BANA İNANMAK İSTEDİĞİNİ VE KAFASININ ÇOK KARIŞIK OLDUĞUNU SÖYLEDİ. BU SÖZÜ OKADAR ÇOK CANIMI AÇITIYODU Kİİ TAHMİN EDEMEZSİNİZ. BANA BUNLARI SÖYLEDİKTEN SONRA İLK KEZ SEVMEDİĞİM HOŞLANMADIĞIM HALDE SIRF İNTİKAM İÇİN ERKEKLERLE ÇIKTIĞIM İÇİN PİŞMANLIK DUYDUM. HEMDE ÇOOOKKK. BU NASIL BİR DUYGU NASIL BİR AZAP VE NEKADAR UTANÇ VERİCİ TAHMİN EDEMEZSİNİZ…. ARTIK KENDİMİ ONUN SAYESİNDE TOPARLAMAYA BAŞLADIM. ADINI DAHİ ANMAK İSTEMEDİĞİM O ŞAHIS İÇİN YAPTIKLARIMIMDAN DOLAYI ALLAHIMDAN BENİ AFFETMESİNİ HER GECE DUA EDEREK YALVARDIM. AMA HER DUAMIN ARDINDAN DA O ŞAHISA BEDDUA EDİYORDUM. HAKLIYIM KONUMDA NAMUSUMA HAKETMEDİĞİM HALDE İFTİRA ATMIŞTI. BU YÜZDEN BEDDULARIMIN KARŞILIK GÖREÇEĞİNE EMİNİM.

KUAFÖRCÜ AŞKIM NAMUSA ÇOK DEĞER VEREN BİR İNSAN. ÜSTELİK HİÇ BİR KIZLA BERABER OLMAMIŞTA. BU KADAR YAKIŞIKLI BAKIMLI BİRİNİN BÖYLE ŞEYLER YAŞAMAMASI BENİ ÇOK ŞAŞIRTTI. AMA O 5 VAKİT NAMAZINI KILAN ÇOK DÜRÜST VE MERT BİR DELİKANLI. ONA BÜTÜN BENLİĞİMLE İNANIYORUM. HAKKIMDA ÇIKANLARI DUYDUĞU İÇİN TEDİRGİN. AİLESİNİN İLİŞKİMİZİ ONAYLAMAYAÇAĞINIDA BİLİYOR. BENDE BİLİYORUM. ÇÜNKÜ SUÇUM OLMADIĞI HALDE ADIM LEKELENDİ VE BEN BİR HİÇ İÇİN DEĞMEYEN BİRİ YÜZÜNDEN ÖNÜME GELENLE ÇIKIP O İFTİRAYI KUVVETLENDİRDİM.

AMA NE VARKİ NE O BENİ GÖRMEDEN NEDE BEN ONU GÖRMEDEN YAPAMIYORUZ. SONUNUN OLMAYAÇAĞINI BİLE BİLE BERABERİZ. ODA BENDE SONUNDA ÇOK AÇI ÇEKEÇEĞİZ AMA NAPALIMMM. AYRI YAPAMIYORUZ İŞTE…
ŞİMDİ BERABERİZ AMA SONUNDA OLAÇAKLARI DÜŞÜNDÜKÇE KAHRALIYORUM. SANKİ GERÇEKTEN BİTMİŞÇESİNE DÜŞÜNDÜĞÜM AN BİLE ÇOK ACI ÇEKİYORUM O GÜNÜN HİÇ GELMEMESİNİ İSTİYORUM.
HAKKIMDA SÖYLENENLER YALAN OLDUĞU İÇİN
İFTİRAYA UĞRADIĞIM İÇİN BU KONUDA SABIRLI DAVRANDIĞIM İÇİN ALLAHIMIN BENİ ÖDÜLLENDİREÇEĞİNE İNANIYORUM VE BU ÖDÜLÜN ÖMÜR BOYU AŞKIMLA BERABER OLMAK OLMASINI ALLAHIMA YALVARIYORUM.

BU ARADA O ŞAHIS SÜREKLİ BANA TEL AÇARAK ONA HAKKIMI HELAL ETMEMİ İSTİYOR BENDEN. YÜZSÜZLÜĞÜN BU KADARIDA PESSSSS. HAKKIMI HELAL ETSEM ADIM TEMİZLENÇEK Mİ? BENİM YÜZÜM AK ANLIM AÇIK. AMA HAYATIMA MAL OLDU. ONUN YÜZÜNDEN AŞKIMLA BERABER OLAMAYAÇAĞIZ. İŞTE BU YÜZDEN HAKKIMI HELAL ETMEYEÇEĞİM KESİNLİKLE. EDEN BİR ŞEKİLDE BULUYOR. ODA BİR GÜN BULAÇAK ELBET.

ŞİMDİ SİZDEN KÜÇÜK BİR İSTEK GERÇEKTEN SEVİYORSANIZ BERABER OLUN. ATTIĞINIZ HER ADIMI YÜZ KERE BELKİ DE BİN KERE DÜŞÜNEREK ATIN. ÇÜNKÜ O HATALAR MUTLAKA BİR MÜDDET SONRA KARŞINIZA ÇOK KÖTÜ BİR ŞEKİLDE ÇIKABİLİYOR. HİÇ UMMADIĞINIZ BİR ZAMANDA VE BİR YERDE.

Boşlukmuydu

Nedir bu hissettiklerim? Hayatım hep gel gitlerle geçti. Onu tanıdığımda henüz 18 yaşındaydım, stajer bir barmendim aslında bakıyorumda geçmişe o günlerde hayatımda hiçbir gerçek yoktu. İşin aslı hiçde ilgimi çekmemişti. Herşey bir acıma duygusuyla başladı ortak arkadaşımız söyledi benden hoşlandığını. Annesini ve evini o yüzbinlerce insanın hayatını karartan 17 Ağustos depreminde kaybetmişti, bir moral olabilirdi benim ona göstereceğim ilgi. Ne bilirdim bu ilginin beni başka bir depreme sürükliyeceğini. Bir acıma duygusu ile başlayan ilişkimiz tam 5 sene sürdü. Asla bir isim koyamadım ona olan duygularıma bir alışkanlık mı, tutkumu yoksa aşkmı. O Gölcükteydi ben Bursada ama şunu iyi hatırlıyorum nezaman Bursa otogarından otobüse binsem içim kıpır kıpır olurdu heleki gölcükte 2. perona yanaşınca otobüs içimi tarif edilmez bir heyecan kaplardı. 2. perondan otobüs bursaya haraket ettiğinde hüzün sarardı bedenimi. Ama bilirdim aynı otobüsün tekrar bizi bir araya getireceğini. Evlilik planları yapıyorduk. Ailelerde tanışmıştı artık. Hala aklımda bana çektiği ilk mesaj \ Mehmet ben esra ne yapıyorsun diye sormıyacağım eminimki güneşin batışını izliyorsundur, bende güneşin batışını izliyorum senden kilometrelerce uzakta.Her gün batımında seni yanımda hissedeceğim.\ve başka bir mesajla son buldu ilişkimiz \ Mehmet konuşmamız lazım.\ başka birine aşık olmuş çok üzgünmüş ama beniz artık sevmiyormuş. Tamda en mutlu günlerimden birindeydim abim evleniyordu birazdan saldıç olarak gelin arabasının ön koltuğuna oturacaktım. Özellikle mi seçmişti bu günü. Daha dün tekrar uğradım gölcükte 2. perona ama ne heyecanlıydım nede üzgün ama bir boşluktu oradaki hatıralar sadece boşluk. Tarif edilmez bir heyecandan tarif edilmez bir boşluğa dönüşmüştü duygular. Şimdi ben mi bir başkası ile birlikteyim yakında evleneceğim. Artık barmende değil bir otel müdürüyüm. Gölcüktekinden ise hiç haberim yok. Son telefon görüşmesinden sonra hiç karşılaşmadık inşallah oda benim gibi mutludur ve hayatta başarıyı yakalamıştır. bir acıma duygusu ile başlayan ilişkimiz başka bir depremle son buldu o mu ben mi? HERKEZ KENDİ HAKETTİĞİNİ YAŞAR. hak etmişim yaşadım oda mutlaka neyi hak ettiyse onu yaşıyordur. İnşallah iyi şeyleri hak etmiştir

Havuç Yumurta Ve Kahve

Siz hangisisiniz? Bir baba ile kızı dertleşiyorlarmış. Kızı hayatında çok sıkıntı yaşadığından ve bunlarla nasıl baş edeceğini bilemediğini söylemiş babasına.Hatta sorunlar ardı arkasına devam ediyormuş hayatında. Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve “gel,sana bir şey göstereceğim!” diye kızını mutfağa götürmüş. Baba ünlü bir aşçı imiş. Ocağa 3 tane eşit büyüklükte kap koymuş, 3′ünede eşit su koymuş ve 3′ununde altını ayni miktarda yakmış. Ve 1. kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise de bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş. Ve her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş. Daha sonra ateşi kesmiş. Masaya 2 tane tabak ve bir tane bos bardak koymuş ve, ilk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa koymuş. Daha sonra artık epey pişmiş olan yumurtayı alıp bir tabağa koymuş. En sonunda da artık suya iyice ısınmış ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşaltmış. Kızına su soruyu sormuş: “Kızım ne görüyorsun? ” Kızı demiş ki: “havuç, yumurta ve kahve.” Kızını elinden tutup masaya yaklaştırıp daha yakından bakmasını ve hissetmesini istemiş. Kızı demiş ki: “Ne görüyorum.. haşlanmış yumuşak bir havuç (Bunu yaparken çatalı havuca batırmış ve yumuşaklığını hissetmiş), artık pişmekten içi katılaşmış bir yumurta( yumurtayı eline almış, hatta bir tarafından masaya vurup, çatlatmış ve içini görmüş) ve bir bardak kahve. (Biraz içmiş) “Hatta tadı oldukça iyi”" “Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?” diye sormuş. “Bak demiş, hepsi ayni sekil kapta , ayni sıcaklıkta , ayni dakika pisti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler. havuç ilk basta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı hatta güçsüzleşti. Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri, ısındılar,gevşediler, ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu essiz tad’da bir kahveye cevirdiler.” “Kızım sen hangisisin? diye sormuş adam. Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Sen havuç musun, yumurta misin, yoksa kahve misin? Siz hangisisiniz arkadaşlar? havuç gibi sert bir kişi misiniz, ama sorunlar yaşayınca , yumuşuyor ve güçsüzleşiyor musunuz? Yumurta gibi, içi yumuşak, her an kırılabilir bir kişi misiniz? Sorunlar karşısında (olum, ayrılık, krizler,vs. vs, ) , güçleniyor VE sertleşiyor musunuz? Yoksa bir kahve .çekirdeği gibisisiniz? Kahve sıcak suyu değiştirir, hatta suyun sıcaklığı en üst dereceye çıktığında,en lezzetli kahve ortamı hazır olur. Lezzet maksimuma ulaşır. Eğer sen bu kahve çekirdeği gibi isen, çevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunları olumluya çevirebilirsin. Çevrene güzel tadlar, duygular katarsın. Kendini ve çevreni daha iyi yapmak için çalışırsın. Siz hangisisiniz?

Next Page »