Ocak, 2010

Akışına bırak…

Çünkü o zaman hayat inan daha kolay…

Olmuyorsa olmuyor be şekerim! Ben hayatın kendine ait bir karakteri olduğuna ve bu karakteri doğrultusunda da kimseyi takmadan ilerlediğine inananlardanım. O, kendi bildiğini okuyor her zaman. Biz ise, (ki buna enbaşta ben dahil) değiştirmeye çalışıyoruz kaderimizi.Ama olmuyor, olmuyor, olmuyor. Çok basit aslında:Olmuyorsa olmuyor. Zaten bir şeyin olup olmayacağı genelde o kadar belli oluyorki en başından… Ancak biz gerçekçi bakmayı reddedip, olayları kendi yorumladığımız şekilde sanarak beklemeye alıyoruz kendimizi.Sadece beklemiyor, bu süre içinde çırpınıyor,dualar ediyor, hayaller kuruyor, yiyoruz kendimizi,bedenimizi. Doğru mu?”Hayır Cansu” diyebilirmisiniz? Ben de “Hayır Cansu” diyemem kendime. Çünkü biz bunu hep yapıyoruz! Takıntı denen o zehirli ok yok mu… Sizin de hiç başınıza gelmedi mi sanki; en “asla yapmam” dediğiniz şeyleri yapmadınız mı?En olmak istemediğiniz durumlara düşmedinizmi siz de? Ben düştüm. Hem de çok kere. Ozaman anladım ki; planlanmaya gelmiyor hayat.O zaman anladım ki “Büyük lokma yemesi ama büyük söz konuşmaması” gerekiyor insanın.O zaman anladım ki hayat, bizim elimize bir kalem alıp yazabileceğimiz, kendi isteklerimize göre boyayabileceğimiz bir tuval değil.Elbette “tercih” denen bir şey var; bunu kabulediyorum. Ama şunu da kabul etmeliyiz ki “kısmet”denen bir şey de var. İşte bu yüzden en beğenmediğimiz erkek tipine aşık olabiliyoruzb ir gün. Bu yüzden “sarışına asla” derken, en sarı adama vurulabiliyoruz! Kriterler koymakla,şekillere girmekle yürümüyor bu hayat denen şey. Çünkü herşey olacağına varıyor. Olacağı varsa mutlaka oluyor. Senin onu görmek için bütün cumartesi günü caddede gezmen, her akşamüstü Nişantaşı’na inmen, arada sırada ona anlamlı mesajlar atman ya da ortak arkadaşlarınız aracılığıyla ona kendini göstermen belki bir kıpırtı yaratıyor ama en fazla da bunu yaratabiliyor… Çabalamakla, olmayacak birşeyi “Oldurmak” kolay değil. Şebnem Ferah’ın deyimiyle: “Kim yenmiş kaderi duayla?” Tüm bu gerilimler sadece ama sadece sana yansıyor.Zehirli bir ok gibi dönüp yine seni vuruyor”Takıntı” adı altında. Aşk sandığın şey hırsa dönüşüyor,olay artık bir gurur meselesi halini alıyor ve giriliyor sonu olmayan o çıkmaz sokağa. Sakınılan göze batan çöp meselesi Atasözleri ve deyimlere daima inandım ben.Bir bildikleri olduğu için her zaman sempati duydum. Elbette ataların dediği herşeyi anında kavrayıp uygulamak gibi bir durumumuz olamadı hiçbir zaman. Hayatın en genel kuralı olan “Tecrübe etmek” ile geçtik biz de bu yollardan.Yeni bir söz söylemek için ölmemiz gerekti bazen, evet. Bu bilgiye ulaşmak da kolay olmadı ama artık ben biliyorum ki “Sakınılan göze kesinlikle çöp batar” Neyi çok istersen,çok korursan, çok düşünürsen, ne konuda çok titizlenirsen, hayatını neyin üstüneen çok kurarsan o konuda mutlaka ama mutlaka terslikler oluşuyor. Çünkü artık o bir ‘takıntı’ ve kendi kendini kemirmeye başladı bile…Sudan en çok korkan insanların suda boğulması gibi, en narin insanların devamlı hasta olması gibi, en titiz insanların üzerine çamur sıçraması gibi, en beyaz örtülerin üzerine vişne suyu dökülmesi gibi; neyi gözünden sakınırsan o mutlaka acıtıyor seni. Aşka en fazla inanan insanlar hep en büyük kazığı yiyenler oluyor. İlişkiye en fazla kafasını takmış olanlarsa ilişkilerinde hep başarısız oluyor. Çıkmaz sokaklarla işim yok benim… Bunun aksi de olabilir elbet ama genel anlamda bu maalesef böyle oluyor. Bir erkeği çok sevmek, ondan başka kimseyi istememek, o gelene kadar herkesi reddetmek ve hayatını ona adamak; bir bakımdan artık bu işin olmaması için uğraşıyorsun demek! Olmuyor kızlar böyle; bizden öte şeyler var hayatta. “Neden?”diye sorma, çünkü cevabı da yok. Bazı şeyler sular seller gibi olurken, bazılarının olması zaman alıyor, engeller takılıyor ayağımıza. Sen yine sev onu, sen yine iste, ama hayatının tamamı o olmasın. “Onsuz ben bir hiçim!” deme sakın. “Ondan başka kimseyi böyle sevemem”deme. Bırak, bunu sana zaman göstersin. Neden kontratların baskısına alıyorsun ki kendini?Neden şartlandırıyorsun beynini? Sen yoluna devam et ve bildiğin hayatı yaşa. Onun geleceği varsa, bu aşkın olacağı varsa, olacaktır zaten. Tesadüfler, şartlar hiç ummadığın birşekilde bir araya getirir sizi. Olacak bir şey için doğa mutlaka iş birliği yapar sizinle. Ama yok olmayacaksa, her aksilik çıkar arka arkaya.Her türlü dedikoduya bulaşır, en saçma sapan insanlarla muhattap olmak zorunda kalırsın.Kalbin bin kere kırılır… “Bunu hak etmek için ne yaptım?” diye sorarsın kendi kendine. Çünkü o bir takıntıdır ve her takıntı gibi başarızlığa mahkumdur. İsteyen dağları deler de gelir zaten… Oysa, akışına bırakmayı öğrenmek gerek. Büyük sözler söylememeyi, tek bir şeye odaklanıp kalmayayı öğrenmek gerek. Akıntıya kürek çekmeyi bırakıp, denizlere açılmak gerek. Ruhu özgür bırakıp, kendini şartlandırmamak gerek.Planlarla, hesaplarla ilerlemektense, bazı şeylerin olmayabileceğini anlamak gerek. Hatayı kendinde de aramak, bunu kendine senin yaptığını acıyla fark etmek gerek. Çünkü sakınılan göze çöp batıyor ve sen çok sakındığın için canın daha da bir çok yanıyor. Çıkmaz sokaklarda gezme n’olursun; biz hayattan daha büyük değiliz. Onun kurallarına göre oynamak zorundayız. O nasıl seni takmadan akmasını biliyorsa, sen de ona yalvarma artık bazı şeyler için. İnatlaşmamak gerek çünkü keskin sirke sadece küpüne zarar. O sevdiğin erkek, gelecekse dağları deler ve gelir zaten. Evin belli,telefonun belli, arar bulur. Yok bunları yapmıyorsa:”Yeterli derecede hoşlanmıyordur o erkek!”Bu konu netleşince de aslında rahatlıyor insan. “Boş ver” demek istiyor işte o an… Kalan sağlar bizimdir… Ben demek istiyorum ki, biz yine de mutlu olmaya çalışalım. Giden gitsin ama biz şarkılar söyleyelim içimizden. Çöplerle, can acısıyla falan uğraşmayalım. Anlayalım ki bazı şeyler kimsenin elinde değil. Büyüttüğümüz, gözümüzden sakındığımız herşey yakıyor canımızı.Yapmayalım bunu kendimize. Takıntı denen o zehirden uzak duralım. “Olacaklar olur zaten”deyip, biz sadece kendi hayatımızı yaşayalım.Çünkü kızlar, bu tecrübeyle sabit ki: “Giden gider,kalan sağlar bizimdir…”

Gebelikte Seyahet

Kadınların çoğu basit püf noktalarına dikkat ettikleri takdirde doğum tarihine kadar güvenle seyahat edebilirler. Çoğu gebe kadın için seyahatin en iyi olduğu zaman, gebeliğin orta dönemleridir. Bu dönemde vücudunuz bebeğe daha iyi adapte olmuştur ve daha fazla enerjiye sahipsinizdir. Sabah yorgunluğu daha az görülür, komplikasyonlar daha azdır. En iyi rehber kendinizi nasıl hissettiğinizdir. Seyahat tercihini yaparken gideceğiniz yere ne kadar sürede ulaşacağınızı hesap etmelisiniz. En hızlı olanı (uçak) en idealidir. Hangi tür seyahati seçerseniz seçin, aşağıdaki kural ve önerileri göz önünde bulundurursanız daha rahat yolculuk yapabilirsiniz. Yolculuk sırasında

Her iki saatte bir hafif yürüyüş yapın. Bacaklarınızdaki şişmeler azalacak ve kendinizi daha rahat hissedeceksiniz.
Bağsız olan geniş, rahat elbise ve ayakkabılar giyiniz.
Kraker, meyve suyu yada diğer hafif gıdalardan alarak, mide bulantısını önleyebilirsiniz.
Evinizden uzakta iken yemeklerinizi düzenli yiyin. Yemekleri besleyici ve dengeli olduklarından emin olun. Böylece daha fazla enerji toplayacak, kendinizi daha rahat hissedeceksiniz. Lifli gıdalar alarak seyahatte sorun olabilecek kabızlığın önüne geçebilirsiniz.
Bol sıvı alınız.
Seyahat uykunuzu bozabilir. Bu durumda doktorunuzla görüşmeden önce herhangi bir ilaç almamalısınız.
Daha fazla uyumaya ve istirahat etmeye çalışınız. Böylece yorgunluk ve huzursuzluk hissetmeyeceksiniz.
Evden uzakta iseniz, gebeliğin seyri ve bazı tetkik sonuçlarını içeren bir sağlık raporunun kopyasını yanınızda taşıyınız.
Birkaç haftadan daha uzun süre tatil düşünüyorsanız doktorunuzda acil durumlar için başvuracağınız yer veya doktor ismi önermesini isteyiniz.

Yoksun..

Sokak lambalarında ismin var, bir şair kaldırımda senin şiirini yazar. Yoksun ya gülüm başım dönüyor gözlerim ummasızca ağlar.

Rüyada Deli Görmek..

Rüyasında deli gören kimse, yeni birisiyle tanışır. Bir delinin bir şey vermesi kısmet olarak yorumlanır. Rüyasında delirdiğini gören kimse bir konuda isabetli bir karar vererek ve çevresinde hayranlık uyandıracak.

Onlar Cenaze İçin

Yaşlı adam ölüm döşeğindeydi… Artık son dakikalarını yaşıyordu… Hasta yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusu… Birden gözleri aralandı, kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti… Bu şaşılacak bir şeydi, ölmek üzere olan adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti… Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü… Basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil hayata yaklaşıyor gibi heyecanlıydı… Nihayet mutfak kapısına kadar geldi… İşte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu… Son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı… Bir tane almak için elini uzattı… Ama birden karısı yetişti ve eline vurdu:
-”Çek elini bakayım… Onlar cenaze için…”

Herzaman Gülünmez…

Her zaman mutluluğun doruğundayken gülünmez,
bazen sırf hayata gıcıklık olsun diye uçurum kenarındayken bile gülümseyeceksin.

Hazine Kitabı

Büyük Selçuk Sultanlığı döneminde İran’ın ufak bir şehrinde tek oğlu olan dul bir kadın yaşıyormuş. Dünyadaki hayatının sonuna gelmiş olduğunu hissedince oğlunu çağırmış ve ona şöyle demiş: “Çok güçlük içinde yaşadık, çünkü fakiriz; ama sana büyük bir zenginlik emanet ediyorum. Onu bana güçlü bir büyücü hediye etmişti. İçinde muazzam bir defineye ulaşmak için bütün gereken işaretler mevcut. Benim bunu okuyacak ne takatim ne de zamanım var. Şimdi onu sana emanet ediyorum. Talimatları uygula, çok zengin olacaksın!” Annesini kaybetmenin verdiği derin üzüntü geçtikten sonra oğul, o eski ve değerli büyük kitabı okumak üzere almış. Kitabın baş kısmında şöyle yazıyormuş: “Hazineye ulaşmak için sayfa atlamadan okuyunuz. Eğer hemen netice kısmına aktarsanız, kitap bir sihirle kendiliğinden yok olacak ve hazineye erişemeyeceksiniz.” Bundan sonra ise uzak bir ülkede birikmiş olan zenginliğin miktarından bahsediliyormuş ve ayrıca, bu hazinenin bir mağarada çok iyi korunmakta olduğu da yazılıyormuş. İlk sayfalardaki Farsça metin bir yerde kesilmiş ve bundan sonrası Arapça devam ediyormuş. Kendini şimdiden zengin olarak görmekte olan genç, başkaları da bu sırrı öğrenip, üstelik de kendisine yanlış bilgi vererek hazineye sahip olmasınlar diye metni tercüme ettirmeye teşebbüs etmemiş. Onun yerine büyük bir ihtirasla Arapça öğrenmeye başlamış. Sonunda metni mükemmel şekilde okuyacak hale gelmiş. Fakat bir noktadan sonra kitap Çince devam ediyormuş. Sonra da başka lisanlar geliyormuş. Genç adam azimle ve sabırla bunların hepsini çalışmış. Bu arada yaşamak için gereken parayı da bu öğrenmiş olduğu lisanlardan temin etmeyi başarmış ve bir süre sonra da başkentin en iyi tercümanlarından biri olarak tanınmış. Böylece, bir zaman sonra hayatı toparlanmaya başlamış. Birçok lisanda yazılmış bir dolu sayfadan sonra kitapta bu hazinenin nasıl idare edilmesi gerektiğine dair talimatlar varmış. Buraya geldikten sonra genç adam istekli bir şekilde iktisat ve ticaret öğrenmiş; ayrıca hazineyi bir kere ele geçirdikten sonra aldatılmalara maruz kalmamak için kıymetli metallerin ve mücevherlerin, menkul eşyaların ve gayrimenkullerin değerlerini belirlemeyi de öğrenmiş. Bu arada daha iyi bir hayat sürdürebilmek için de, öğrendiklerini uyguluyormuş. Hatta onun çok lisan bilen ve maliyeden iyi anlayan biri olarak şöhreti saraya hatta krala kadar ulaşmış. Ona önceleri bazı ufak vazifeler tevdi eden kral, sonunda onu krallığın genel valisi olarak tayin etmiş. Bir çok önsözden sonra kitap sonuna doğru gereken daha teknik konular giriyor ve büyük kapı nasıl inşa edilir, vinç nasıl kurulur, mağaraya erişmek için bocurgat nasıl kurulur, büyük taş kapılar açılırken, büyük taş kütleler nasıl çıkartılır, yol yapımında yolları düzlemek için dolambaçlı yerler nasıl doldurulur ve buna benzer konuları anlatıyormuş. Bu sırrını asla hiç kimseyle paylaşmayı düşünmeyen ve dolayısıyla hiç kimseden yardım almayan o dul kadının oğlu, böylece bilgili ve sayılan bir kişi olmuş. Daha ssonra mühendislik ve şehir planlamacılığı çalışmış. Nihayet, kültürü çok takdir eden kral, onu vekili ve sarayın mimarı atamış ve derken sonunda vezirliğe ükseltmiş. Gerçekten tüm krallıkta onun kadar ilme yatkın, bizim Hazine Kitabı’nı okuyacak kadar kabiliyetli bir kişi yokmuş. Artık son sayfaya gelmiş ve hatta bu son sayfayı okuyacağı aynı gün şahın kızı ile evlenecekmiş. En son yaprağı çevirip şu son cümleyi okumuş: “Bilmek en büyük hazinedir!”

ACIYAN YANIM YALNIZLIK..!

Biliyorum yorgunsun.
Acıyan yanım da yorgun.
Acıyan yanım kış.
Acıyan yanım hasret.
Acıyan yanım yalnızlık.
Acıyan yanım sensin.
Sen neredesin..?

Nerede üşüyor yüreğin.?
Saçlarıma dokunan ellerin
Boşlukları mı sarıyor.?
Biliyorum aramızda yatan
Uzaklığa gülümsüyorsun.
Acıya gülmektir bu.
Acıya gülmek bizim dilimizde
Sevdadan geçmektir ..

Biliyorum yorgunsun.!
Gidişler böyle yorgun mu bırakır insanı.?
Geride kalanı böyle yalnız mı.?
Hüzün kokuyor yalnızlığım.
Ağlayışlarımı yutkunuyorum
Hüzünlü bir melodinin geçiminde..!

YALNIZLIĞIM…
YANIMDA KİMSE OLMADAĞINDAN DEĞİL…
SEN OLMADIĞINDANDIR…!!!

Hamileyken gelinlik giydiler

Ünlüler dünyasında önce bebek sonra nikâh diyenler sadece Hollywood yıldızları değil… 7,5 aylık hamile olan Oyuncu Şeyla Halis kendisi gibi oyuncu olan sevgilisi Bekir Çiçek Demir’le dünya evine girdi. Nikah şahitliğini Müjdat Gezen’in yaptığı düğüne Alişan, Çağla Şikel Emre Altuğ çifti, Haldun Dormen, Mustafa Alabora gibi birçok ünlü isim katıldı.

Ünlüler dünyasında önce bebek sonra nikâh diyenler sadece Hollywood yıldızları değil… Geçtiğimiz yıl hayatlarını birleştiren Pınar Tezcan, Bergüzar Korel gibi isimler de hamileyken nikâh masasına oturmayı tercih eden ünlüler arasında yer alıyor…

Yengeç Salatası

Malzemesi:
1 paket yengeç eti 1 adet göbek salata 1 adet dolmalık yeşil biber 1 adet dolmalık kırmızı biber 4 yemek kaşığı zeytinyağ 1 limonun suyu 1 yemek kaşığı sirke Karabiber Tuz

Tarifi:
• 2 kaşık zeytinyağına karabiber ve tuz atıp yengeç etlerini 20 dakika süreyle içinde bekletin.
• Göbek salatayı yıkayıp süzün.
• Salata tabağına yerleştirip yeşil ve kırmızı biberlerle süsleyin.
• Yengeç etlerini ortasına koyun.
• Ayrı bir kapta 2 kaşık zeytinyağını, sirke, tuz ve limon suyunu çırpıp salatanın üzerine dökün.

Next Page »